Yeraltı
kablo arıza yeri tespiti için aşağıdaki sıra izlenir.
1- Kablonun her iki ucu bağlı bulunduğu
şalter yada sigorta grubundan sökülür. Kabloya irtibatlı herhangi bir alıcı
bulunmamalıdır. Kablonun damarları her hangi bir yere deymeyecek şekilde
birbirinden ayrılmalıdır. Bu aşamadan sonra test yapılabilir.
2- Kablolara 2 ayrı test uygulanır.
a) İZOLASYON TESTİ: Bu test için megger denilen cihazlar
kullanılır. Megger DC gerilim üreten bir cihazdır. Aşağıda, kabloya bağlantı
şekli verilmiştir. Megger sayesinde kablonun damarları arasındaki izolasyon
direnci ölçülür. Her damar, diğer damarla kıyaslanacak şekilde sırasıyla test
edilerek kablonun damarları arasındaki arıza olup, olmadığı saptanır. Aynı test
yöntemi, damarlarla toprak (koruma toprağı) arasına da uygulanmalıdır. Zira,
damarlar arasında herhangi bir kısa devre olmamasına rağmen, damarlardan
birinin izolesi hasarlı olup, toprağa deyebilir. Bu durumda toprağa bir kaçak
akım akabilir.

Meggerle uygulanan test gerilimi,
kablonun TS standartlarında belirtilen test geriliminden büyük olmamalıdır.
Örneğin 1 kV’luk kabloya 10 kV’luk test gerilimi uygulanmaz. Aksi halde kabloya
hasar vermiş oluruz. Pratikte, kV başına 1 megaohm direnç okunmalıdır. Sağlam
bir kabloda damarlar arasında okunan izolasyon dirençleri birbirine eşit yada
yakın olmalıdır. (İzolasyon testi başlı başına bir ihtisas alanı olup, testler
konusunda ayrıntılı izah edilmiştir.)
b) KOPUKLUK TESTİ: Bu test için
basit bir ohmmetre yeterlidir. Kablonun bir ucundaki (sonundaki) damarlar kendi
aralarında kısa devre edilir. Diğer uca bağlanan ohmmetre sayesinde damarlar
arasındaki direnç olçülür. Direnç okunamıyorsa kablonun iletkenleri kopuk
anlamına gelebilir.
Yukarıdaki testler sonucu arızalı olduğu
saptanan kabloya sırasıyla aşağıdaki işlemler uygulanır.
3- ARIZA NOKTASININ ÖN TESPİTİ: Arıza noktasının metre cinsinden
tespiti zorunludur. Bunun için kablonun bir ucuna Kablo Sonu
Modülatör cihazı (Teleflex, TDR vb) bağlanır. Bu cihazlar ekranı nedeniyle
osiloskop cihazlarına benzemektedir. Çalışma prensibi ise radar’a yakındır.
Bu prensip aşağıdaki şekille açıklanmaya
çalışılmıştır.

Radar
tarafından üretilen ve gökyüzüne gönderilen manyetik dalgalar, çarptığı
cisimden (uçaktan) geriye doğru yansıyarak radarın alıcısı tarafından
algılanır. Bu dalgaların gidiş ve geliş süresi (sn.) saptanır. Elektromanyetik
dalgaların hızı ışık hızına 300.000 km/sn) yakındır. Bu sayede uçağın radara
göre hangi mesafede olduğu aşağıdaki formülle hesap edilir.
(Uçağın radara olan mesafesi) L =
t/2 x v (300.000 km/sn)
Formüldeki t, radarın ölçtüğü gidiş dönüş süresidir.
Kablo
sonu modülatör cihazları da aynı mantıkla çalışır. Bu cihazların yabancı
dillerdeki ismi Time Domain Reflectometre (TDR) olarak geçer. Ancak bu cihazların
kabloya enjekte ettiği frekans dalgalarının hızı her kablo cinsi için ayrı
ayrıdır.
Örneğin;
1 kV’luk PVC izoleli kabloların yayılma hızı 150 m/µsn iken 35 kV’luk XLPE kablolarda
bu hız 180 m/µsn’civarındadır.
TDR
cihazı, kablo damarlarına değişik frekanslarda sinyaller enjekte eder. Bu
sinyaller kablo boyunca hareket eder ve kablonun hasarlı olduğu noktadan
yansıyarak ekranda değişik grafikler oluştururlar.
Bu
şekilde yapılan ölçüm metoduna Yansıyan Dalga Metodu (Pulse Reflection) denir.
a)Eğer
kablonun damarları arasında bir kısa devre var ise ekrandaki grafik aşağıdaki
sekilde oluşur.

b)Eğer
kablonun damarları arasında bir kopuklu var ise ekrandaki grafik aşağıdaki
sekilde oluşur.

Bu
sayede ekran üzerinde oluşan grafiğin aykırı noktası ile kablo başlangıç
noktası arasındaki süre ölçülür. Kablo içinde hareket eden dalganın hızı ile
çarpıldığında arıza yerinin mesafesi (Gidiş-dönüş = 2 kat) metre olarak
hesaplanabilir. Hesaplanan bu mesafe ikiye bölündüğünde arıza yerinin
başlangıca göre mesafesi bulunmuş olur.
Günümüzde
geliştirilen bu tür cihazlarda hesaplama yapmaya gerek duyulmamaktadır. Cihaz
arıza noktasının mesafesini otomatikman hesaplayabilmektedir.
Bu
cihazın kullanılması ve üzerinde oluşan grafiklerin yorumlanması tecrübeyi
gerektirir. Zira kablo üzerinde daha önce yapılmış olan onarımlara ait (ek
muflar) görüntüler de ekrana yansır. Bu görüntüler ile asıl arıza noktasının
görüntüleri birbirine karıştırılmamalıdır.
Bu
tür yöntemle; arıza noktasının 100 ohm’dan küçük olması halinde başarı
sağlanabilir.
Arıza
noktasındaki direncin 100 ohm’dan büyük olması halinde başka yöntemler denenir.
Kablonun
arıza noktasındaki arıza direnci her zaman istenildiği ölçüde olmaz. Bazen bu
nokta, yüksek dirençli olabilir. Bu durumda arıza noktası direncini küçültmek
gerekebilir.
Bunun
için geliştirilmiş cihazlar vardır. Bu cihazlar kablo arıza noktasında yanma ve
tutuşma sağlayarak karbonlaşma oluştururlar. Karbonlaştırılan bu noktanın
direnci eski duruma göre daha küçük olur. Bu işlem, direncin 100 ohm’a kadar
inmesine kadar sürdürülür. Bu sayede TDR cihazının ölçme kapasitesine
ulaşılması sağlanır. Bu yönteme Yakma Metodu denir.
Cihazın
basit şeması aşağıda gösterilmiştir.

AG
tarafındaki varyak sayesinde gerilim artırılır ve Doğru Gerilime çevrilir.
Kabloya uygulanan bu akım sayesinde arıza noktasında ark meydana getirilir.
Arkın sonucu ısınan kablo yanmaya başlar. Yakılan bu noktadaki meteryaller
karbonlaşmak suretiyle direncin küçülmesine yol açar. Yakma işlemini yapan
kişi, voltmetre ve ampermetre sayesinde arıza noktasında ne kadar bir kısa
devre oluşturduğunu izleyerek çalışır. Arıza noktadaki direncin tam kısa devre
olması istenilmez. TDR cihazının ölçü sahasına hadar indirmek (< 100 ohm)
yeterlidir. Aksi halde noktasal tespitte zorluk çekilir.
Bazen
arıza noktasının sulu ortam olması nedeniyle yakma işlemi uzun sürer. Tutuşma
işlemi su nedeniyle gecikir. Bu gibi durumlarda istenilen direnç elde edilemez.
Yakma
metodundan verim alınamamsı yada arıza direncinin çok büyük olması durumlarında
diğer metodlar denenir. Bunlar;
ARC
REFLECTİON METODU: Bu
metodla, arıza noktasındaki yüksek dirençli arızaların TDR cihazının ekranında
görülebilir olması amaç edinmiştir. Bunun için kabloya Darbe ŞOK Cihazı ile
(bir anlık) depolanmış yüksek gerilim enjekte edilir. Depolanan bu enerji arıza
noktasında ark oluşmasını sağlar. Ark süresinin uzatılması için de ark adaptörü
kullanılır. Bu sayede arıza noktasındaki arkın daha uzun süreli olması ve kıza
devrenin belli bir direncin altına inmesi sağlanmış olur. Bu sırada TDR cihazı
da kabloya ayrı bir filitre ile bağlıdır ve o da aynı anda (arkın oluştuğu
anda) kabloya kendi sinyallerini gönderir. Şayet TDR cihazı kabloya direkt
bağlı olsaydı, Darbe şok cihazının kabloya enjekte ettiği yüksek gerilimden
etkilenerek hasarlanacaktı. Dolayısıyla her iki cihazın birlikte çalışması
sonucunda arıza noktasında bir anlık oluşturulan ark ve bunun neticesinde de
oluşan kısa devre direnci TDR cihazının ekranında değişen grafik şekline
dönüşür. Değişen görüntü hafızaya alınıp, incelendiğinde; arıza noktasının bu
andaki görüntüsü irdelenebilir duruma gelir. Bu metod aşağıdaki şekil ile
açıklanmaya çalışılmıştır.

Ekranda
görünen bu nokta tıpkı pulse reflection metodundaki ölçme metoduyla metre
olarak ölçülür. Arıza mesafesi tespit edilmiş olur.
Burada,
Darbe şok jeneratörü tarafından kabloya enjekte edilen yüksek gerilim
enerjisinin büyüklüğü önem taşır. Zira, darbe şok jeneratöründe elde edilen
enerji küçük ise, arıza noktasında ark meydana getirmez ve TDR cihazının
ekranında değişik bir grafik oluşmaz.
Arıza
noktasındaki direncin çok büyük olduğu durumlarda Arc Reflection metodu dışında
metodlara da başvurulabilir. Bu gibi durumlar için Yürüyen Dalga Metodu kullanılmaktadır.
Kablo
arıza yerinin metre olarak tespiti büyük kolaylık sağlıyorsa da; şayet kablonun
hangi güzergahtan gittiği bilinmiyorsa bu mesafeyi bilmemiz bir şey ifade
etmez. Çünkü nereyi kazacağımız bu aşamada belli değildir.
Bu
nedenle kablonun hangi rotadan (güzergahtan) gittiğinin bilinmesine ihtiyaç
vardır.
Kablo
güzergah tespit cihazları, değişik frekanslar üreten bir verici (ton Frekans
Jeneratörü) ile bu frekansları toprak üstünden algılayan dedektörden meydana
gelir.
Ton
frekans jeneratörleri tarafından üretilen sinüs karekterli frekanslar kablo
damarına enjekte edildiğinde, toprak üzerinde, kablo boyunca manyetik dalgalar
meydana getirir. Ton frekans jeneratörünün gücü önemlidir. Zira kablo
enpedansını karşılamaz ise bu dalgalar bir süre sonra etkisini yitirerek,
izlemeyi olanaksız hale getirir.
Bu
jeneratörün ürettiği frekansların, yeryüzündeki diğer frekanslardan ayırt
edilebilmesi için çok kullanılmayan frekanslardan seçilmesi zorunludur. Zira,
alıcı dedektör, sadece bu jeneratörün uyguladığı frekansı takip etmelidir. Aksi
halde, yeryüzündeki diğer vericilerin yaydığı frekanslar alıcının bir rota
üzerinde yürümesine engel olur.
Bu
nedenle vericiler için; 820 Hz - 980 Hz - 8,2 kHz – 9,8 kHz – 82 kHz
frekansları yaygın olarak kullanılan frekanslardır.
Alıcı
dedektörün de bu frekansları algılaması zorunludur.
Aşağıda
bu cihazların kullanılmasını gösteren şekil verilmiştir.

Operatör,
dedektörün algıladığı ve ses yada görüntüye çevirdiği frekansları takip ederek
kablo boyunca yürür ve kablonun geçtiği yerleri toprak üstünden boyamak
suretiyle işaretler.
Kablo
derinliğini saptamak için ise alıcı dedektörü 45 derece eğerek, ikinci bir
noktayı işaretler. Birinci nokta ile ikinci noktanın arasındaki mesafe kablo
derinliğini verir. Yeni tip cihazlarda kablo derinliği otomatik olarak ölçülebilmektedir.
Bu
yöntemle kablonun kopuk olduğu noktalar da saptanabilmektedir. Çünkü, ton
frekans jeneratörü tarafından üretilen frekanslar kopuk yerden ileri gidemediği
için, bu noktadan sonra alıcı dedektörden sinyal alınmaz. Dolayısıyla, sinyalin
kesildiği noktanın kopuk nokta olması ihtimali büyüktür. Ancak kopuk yerin
tespiti için daha düşük (< 1 kHz) frekansların kullanılması yararlı olur.
Yüksek frekanslar kullanılması halinde, bu frekanslar kopuk olduğu noktadan
karşı tarafa atlıyarak, devamını sağlar. Bu durum ise operatörü yanıltır.
Yüksek
frekans kullanmanın diğer bir dezavantajı ise, güzergahı tespit edilecek
kablonun yanından geçen metal borulara atlayarak, operatörü yanıltmasıdır. Bu
durum, alıcı dedektörlerin algılamasında çok az bir değişikliğe yol açar. Bunu
fark edemeyen kullanıcı yanlış bir rota üzerinden gidebilir. Bu duruma
düşülmemesi için bol deneyim gerekir.
Güzergahı
bilinen ve arıza noktası metre olarak saptanan kablonun arıza yerine
ulaşılabilmesi kolay gibi görünebilir. Elimize aldığımız bir metre ile kablo
boyunca arızalı yeri işaretlemek ve işaretli yeri kazmak bazen sonuca
ulaşmamıza yeterli olmaz.
Çünkü,
kablo arıza yerini metre olarak ölçen TDR cihazlarının da bir hata payı vardır.
Hata payının %2 olduğu bir cihazla yapacağımız ölçümlerde; 100 metre
uzunluğundaki bir kabloda ± 2 metre hata, 1000 metrelik bir kabloda ise ± 20
metre hata olabilir. Bu durumda 2 x 20 = 40 metrelik bir kazı yapmalıyız ki,
arıza noktasına % 100 ulaşabilelim. Bu mesafedeki bir kazı azımsanmıyacak kadar
büyuk işçiliğe neden olur. Arıza yerinin noktasal tespiti mümkündür. Bunun için
diğer başka yöntem ve cihazlara ihtiyaç vardır.
Arıza
yerinin noktasal tespiti için yaygın olarak kullanılan yöntem, arıza noktasında
patlama yaratma yöntemidir. Bu sayede kablonun arıza noktasında şiddetli sesler
oluşur. Bu sesleri algılayabilen sismik mikrofonlar sayesinde, toprak üzerinde
sesin en şiddetli geldiği nokta işaretlenir. İşaretlenen nokta kazılarak
arızaya ulaşılabilir.
Bu
yöntemde, arıza noktasında şiddetli patlama sesleri oluşturan Darbe Şok cihazı
kullanılmaktadır.
DARBE
ŞOK CİHAZI: Bu
cihazlarla üretilen gerilim bir kondansatör üzerinde depolanır. Depolanan bu
enerji, belirli aralıklarla arızalı kabloya enjekte edilir. Enerjinin kablo
arıza noktasında yarattığı ses şiddeti, bu cihazın gücü ile doğru orantılıdır.
Cihazın
ana şeması aşağıda verilmiştir.

NOT: Cihazın açık şeması bazı patent hakları
nedeniyle verilmemiştir. İlgilenenlerin bizzat başvurusu halinde yardımcı
olunur.
Cihazın
gücü Joule cinsinden belirtilir. Kondansatör ünitelerinin kapasitesi gücü
belirler.
Arızalı
kabloya bağlanan bu cihaz sayesinde oluşturulan sesler aşağıdaki şekilde
dinlenmek suretiyle aranır. Sesin en yüksek seviyede duyulduğu nokta, arıza
noktasıdır.

Sesi
algılayan cihazlar 3 parçadan meydana gelmiştir.
1- Sismik mikrofon (bomi microphone): Yer
altındaki patlama seslerini algılayarak, bu sesleri artıran yükselticiye
gönderir. Her türlü hava koşullarında çalışabilmesi (ıslak ve yağmurlu
ortamlarda) için iyi izole edilmeleri gerekir.
2- Yükseltici (Ampflikator) :Sismik
mikrofonun algıladığı sesleri filitre ederek, yan sesleri (ayak sesleri, taşıt
sesleri vb.) en az duyulacak sese indirger. Patlama seslerini yükselterek
duyulur hale getirir.
3- Kulaklık (Headphone): Yükseltici tarafından
yükseltilen sesleri kulağın duyabileceği şekle sokar.
Yukarıdaki
yönteme rağmen, bazı kabloların çok derinde olması yada bir boru içinden
geçmesi nedeniyle patlama sesleri kulakla algılanamaz.
Bu
gibi durumlarda; arıza yerinde arkların oluşturduğu manyetik darbelerden
faydalanır. Sismik mikrofonun içine yerleştirilen manyetik bobinler sayesinde,
arkın atladığı noktadaki manyetik etkiler algılanır. Yine yükseltici içinde
bulunan Ampf. Sayesinde bu etkiler yükseltilerek ses yada ışık şekline
dönüştürülür. Bu etkilerin büyüklüğü kıyaslanarak, en yüksek algılandığı nokta
arıza noktası olarak tayin edilir.
ADIM
GERİLİMİ YÖNTEMİ: Bazı
durumlarda kablonun damarları arasında kısa devre olmayabilir. Örneğin; kablo
damarlarından bir tanesinin izolesi hasarlanarak, toprakla temas edebilir. Bu
durumda arıza yerini tespit etmek güçtür.
Bu
tür arıza yerlerini tespit etmek için adım gerilimi yöntemi kullanılır. Bunun
için DC gerilim üreten bir kaynağa ihtiyacımız vardır. Cihazın (–) ucu kablo
damarına, (+) ucu ise direkt toprağa irtibatlanır. Kabloya gerilim enjekte
edilir. Kabloya uygulanan bu gerilim, izolenin bozuk olduğu noktadan toprağa
akarak devresini tamamlar.
Bu
özellik nedeniyle; akımın geri döndüğü noktanın, arıza noktası olacağı
gerçeğinden yola çıkılarak, kablo boyunca bir gerilim farkını algılamak için 2
adet elektrot kullanılır. Elektrotların yardımı ile adım gerilimi arasındaki
farklardan yola çıkılarak arıza noktası tespit edilir. Kablonun güzergahının
beton yada asvalt olması durumunda bu yöntemden olumlu sonuç alınması zordur.